ECEABAT’TA BİR BAĞDA UYANMAK

Bir bağda gecelemek ve sabah üzüm kokusuyla uyanmak için bağ evinizin olması ya da bağ evi olan bir arkadaş edinmeniz şart değil. Eceabat’ta Vinero bağlarının ortasındaki Hotel Caeli, size Aix en Provance’daki benzerlerini aratmayacak bir deneyim sunuyor. Hatta şıklığı ve sanata yakın duruşu ile kimi zaman biraz daha fazlasını…

Sabah güneşi Eceabat Kumköy’deki yaklaşık 170 hektarlık Vinero Bağları’nın üzerindeki sisi yavaş yavaş kaldırırken nefes kesici bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Hele bir de bir önceki gece uyuduğunuz Hotel Caeli’deki yatağınız tam olarak bağlara doğru bakıyorsa… Nefis bir his. Gün bağlara bakarak başlayınca tüm gün de üzümle iç içe devam ediyor zaten.

Bu toprakların killi, kumlu, çakıllı ve kireç taşlı yapısına, denizin etkisi, orman ve rüzgarın serinliği de eklenince üzüm için ideal bir yetişme ortamı oluşuyor doğal olarak. Buralarda üzüm yetiştirmemek toprağa ihanet gibi. Bereket versin ki civardaki üreticilerin sayısı her geçen gün artıyor. Toprak da bu ilginin karşılığını misli misli veriyor.

Gökçeada’ya giderken ya da Çanakkale feribotuna binmeden dikkat etmeden geçip gittiğiniz Eceabat’ta son yıllarda çok güzel şeyler oluyor. Bu güzelliklerden biri Vinero’nun Hotel Caeli projesi. Hikaye 2002 yılına gidiyor. Amaç dünya çapında şaraplar yapmak. Önce bağlar satın alınmış. 2008 ve 2012 yılları arasındaki dört yıllık süre boyunca yer yer ekim yapılmış. 2011 yılında, dünyanın en iyi kırmızı şarap üreticilerine danışmanlık yapan Michel Rolland projeye danışman olarak katılmış. Bağların en önemli özelliği üzüm fidelerinin yoğunluğu ve dikim aralığının sıklığı. Hektar başına 10.000 bağ fidanı oranının Türkiye’de bir benzeri yok. Ayrıca 1m x 1m dikim sıklığıyla dünyanın en büyük üzüm bağlarından biri diyebiliriz Vinero’ya.

Üzümlerin yüzde seksenini kırmızı şaraplık üzümler oluşturuyor. Yani cabernet sauvignon, cabernet franc, merlot ve petit verdot. Tamamı Fransa’nın Bordeaux bölgesinin çeşitleri. Yüzde yirmilik bölümde ise yine Fransa’nın farklı bölgelerinden beyaz şaraplık sauvignon blanc, viognier ve chardonnay üzümleri.

Uzun zamandır yapılan denemeler sonrasında şaraplar artık şişeleme aşamasında. Çok yakında Vinero şaraplarını tatmaya başlayacağız. Sadece bu bağlardan yetişen üzümlerle yıllık yaklaşık 600 bin şişe kırmızı, 200 bin şişe rose ve 200 bin şişe beyaz şarap üretilmesi planlanıyor. Geleneksel kaliteli şarap üretim yöntemlerinin modern teknoloji ile birleştirildiği tesiste her şey çok şık ve çok özenli. Elbette şaraphanenin hemen yanında açılan Hotel Caeli’de de öyle. Özellikle detaylar.

Her biri birinden farklı dekore edilmiş 21 oda, düşünülen her türlü lüks, nefis bir restoran, güleryüzlü personel, vinoterapi uygulanan harika bir spa. Mimari olarak Türk ve İtalyan mimarlardan destek alınmış. Her şey çok özenli, tamam. Asıl fark yaratan açık ve kapalı alanların birer sanat galerisi gibi kullanılmış olması. Sibel Horada, Candan Öztürk, Ali İbrahim Öcal, Arzu Akgün, Yahya Bağcı, Şeyda Cesur, Ozan Oganer, Ebru Döşekçi gibi önemli Türk heykeltıraş ve ressamın eserlerinin yanı sıra Giacinto Bosco, Ugo Riva, Seo Young Deok, Isabell Beyel, Carole A. Feuerman gibi dünyaca ünlü önemli sanatçıların eserlerine de rastlayabiliyorsunuz.

Zaten otelin ismi Hotel Caeli, heykel sanatçısı Seçkin Pirim’in bir eserinden geliyor. Vinero’nun üzüm bağlarında bir gün geçiren ve duygularını “sanki cennetteyim” olarak ifade eden Pirim,  aldığı ilhamla, “Porta Caeli (Latince’de cennetin kapısı anlamına geliyor)” isimli eserini yapmış. İki yüzü de bağcılığın en zor ilk 100 yılını anlatan 50 parçadan oluşan bu heykelin gölgesi, güneş ışınlarını alış açısına göre zaman zaman şarap kadehi şeklinde oluyor.

Bu arada Hotel Caeli’nin mutfağından bahsetmemek olmaz. Semt pazarlarından alınan organik ürünler, çevre yetiştirilen hayvanlar ve bu sulardan çıkan balıklar mönünün temelini oluşturuyor. A La Carte mönünün en iyi yanı şarap eşleştirmeleri. Malzemeler yerel olabilir ama lezzetler tüm dünyadan. Örneğin İtalya’dan carpaccio, Lübnan’dan tabule, Japon mutfağından miso sosu… Ayrıca etlerin pişirilmesinde vakumlama tekniği “sous vide” kullanılıyor. Bu yöntemle pişirilen yiyeceklerin hiç su ve yağ kaybı olmadığından lezzetleri mükemmel oluyor. Bir kış bahçesindeki restoranda otururken de bağ manzarası sizi yalnız bırakmıyor. Uzanan düzlüklerdeki bağları izlemek huzuru da beraberinden getiriyor. Deniz kenarında olmanın bir benzeri bu his.

Eylül ayındaki bağ bozumu buraların en hareketli olduğu zamanlar. Ama yaz ayları ortamın tadını çıkarmak için ideal. Belli mi olur belki bir sonraki seyahatinizi birkaç gece de Eceabat’ta bu keyfi yaşamak üzerine planlarsınız. Bence pişman olmazsınız.

BU YAZI DAHA ÖNCE LOFFICIEL DERGİSİNDE YAYIMLANDI, 2017

0 Replies to “ECEABAT’TA BİR BAĞDA UYANMAK”