HİKAYE: HAN ANLATIYOR (BÖLÜM I)

Gecenin bir saati, uykumun arasında bir ses duydum, hırıltı gibi bir şey. Loş odayı taradım önce. Her şey alelade. Akşamdan kalan çay bardakları hala plasik masanın üzerinde. Babamın elleriyle yaptığı tahta dolap ve dayandığı duvardaki ipek halı yerli yerinde. Halının üzerindeki yerel kıyafetli kadınlar 20 yıldır aynı halayı çekiyorlar. Kardeşim Ali karşımdaki çek yatta horul horul uyuyor. Bıyıkları yeni terleyen oğlanın ağzı açık kalmış. Akan salyalardan yastığın üzerinde bir yol var. Üzerinde o ışıkta bile çok eski olduğu anlaşılan lacivert pijamaları. Ben yatarken de her şey böyleydi. Hırsız değil demek ki. Bak işte sesi yine duydum. Bahçeden mi geliyor? Galiba. Giyip bakmaya üşeniyorum. Hala yorgunum.

Amcamın halı dükkanında dün çok yoğundu. Gelen giden bitmedi. Her zamanki saatte eve geldim, sıradan bir yemekten sonra bizimkilerle oturup Kurtlar Vadisi’ni izledim. Babam ve ağabeyim bütün gece neredeyse hiç yerlerinden kalkmadılar. Reklam arasında bahçeye çıkıp bir sigara yaktım. Döndüğümde bir aylık yengem meyve getirmişti. Güzel kız vallahi, azıcık kalçasına dolgun. Ağabeyim şanslı herif. Annemin gözü hep kızın üzerinde, hatasını kolluyor. Bakışlarından anlıyorum. Annem böyledir, bir yanlış yakalarsa yakar. Hele en kıymetlisi ağabeyime yapılırsa bu yanlış. Ben az dayak yemedim annemden, ağabey sözü dinlemedim diye.

Heh işte yine duydum sesi. Kalk oğlum Han. Hırsız olmasın. Gerçi Esfehan güvenli yerdir, olmaz öyle şeyler bizim buralarda. Daha ne olduğunu anlamadan kesiverirler adamın elini. Bir de sonra şeriatın kestiği el acımaz derler. Acımaz mı be. Sesi bir daha duyarsam kesin kalkacağım.

Kurtlar Vadisi kral dizi. Adam dediğin Polat gibi olmalı. Dürüst,  yardımsever, mert ve aşık. Avukat Elif’e bakarken gözlerinin ışıldamasını seviyorum, kızı alnından öpmesini. O öpüyor ama sanki benim dudaklarım yanıyor. Kızıyorum aynı zamanda. Şanslı adam çünkü. Ah be, 21 yaşındayım, kimse bana o kız gibi bakmadı. İşin kötüsü henüz dudaklarım başka bir dudağa değmedi. Hatta bir kızla aynı odada olduğum anların sayısı üçü, beşi geçmez. Onda da konuştuğumuz tek mevzu halılar. Dükkana gelen gruplarda genelde herkes 60 yaş üstü olur. Ama aylar önce 10 kişilik Türk gruptaki sarı saçlı, yüzü çilli kızı unutamam. Kapıdan girer girmez önce Esfahan mavisi eşarbı dikkatimi çekmişti. Mal gibi dikmiştim gözlerimi. Daha iyi Türkçe bilmediğim için utanmıştım. Sadece merhaba diyebilmiştim. Annesi halı seçerken sıkıntıdan patlamış, bakışlarımız tesadüfen buluşunca utanıp gözlerini yere indirmişti. Saatlerce baktılar, o olur, bu olmaz. Çok pahalı, bu salonda nasıl durur? Sonunda kızın seçtiğini aldılar. O kadar çok sevindi ki giderken elimi sıkıp yanaklarımdan öptü. Hepsi bu. Haftalarca onu gördüm ben rüyamda. Keşke yanaklarımdan değil dudaklarımdan öpseydi. Akşamında tıpkı dizilerdeki gibi yemeğe çıkarsaydım onu. Birbirimize aşık olsaydık; Esfahan’a taşınsaydı. Evlenseydik. Her gece sevişseydik.

Öpeceğim kızı İstanbul’da bulabileceğim saplantısına o günlerde kapıldım. Şehirlerimiz tutsa da Polat ile bir noktada ayrılıyoruz. Ben sarışınları seviyorum, o esmerleri. Ama gerçek sarışınları. Farkı biliyorum elbette. Sabahları dükkana yürürken önünden geçtiğim Golpayegan Üniversitesi’nin beni korkutan büyüklükteki mermer kapısının önünde bekleşen hoppa sarışınları değil. Mühendis olma hayalleri kuruyorlar, başörtüsünü topuzlarının ucuna yalandan tutturuyorlar. Ünversitenin önünde kendilerinden çok emin kikirdiyorlar. Sevmiyorum o tarz kızları.

Şanslı herif şu ağabeyim demiş miydim? Buldu sarışınların en güzeli Fatma’yı. Polat’ın Elif’i öpmesiyle ilgilenmez tabii. Evleneli daha bir ay oldu, kendi erotik filmini kendisi çekiyor geceleri. Fatma’yı sevdiğini sanmıyorum, o kimseyi sevmez. Belki sadece Hizbullah’tan arkadaşlarını. O da mecbur olduğundan. Diğer yandan bir aydır kendine olan güveninin patlama yapmasından seksin insana iyi geldiğini anlıyorum. Ben onun yerinde olsam babamı kandırır ayrı ev açardım karıma. Ne o öyle, yan odada annem babam yatıyor, salonda iki kardeşim. Ben sevişmeye çalışıyorum. Olmaz. Ayrıca ben sevdiğime hizmetçilik yaptırmam. Sürekli yemek pişir, sofrayı kur, çay tazele.  İstemem. Bak yine duydum o sesi, gıcırtı gibi bir şey. Yoksa Fatma su almaya mı gittiği mutfağa. Çıkıversem mi karşısına? Yok ya, korkar kız şimdi. Bağırırsa ne yaparım.

Düğünden bir gece önce odamdan kovulduğumdan beri salonda  kardeşime misafirim. Babam sonbaharda eve bir oda ekleyeceğine söz verdi ama.Zaten alıştım sayılır.  Dün gece de çaylar içildi, dizi bitti, annem, uyuklayan babamın yatmasına yardım etti. Ağabeyim de sanki bunu bekliyormuş gibi eşinin ardından odasına çekildi. Yorganı bacaklarımın arasına sanki bir kadına sarılıyormuşum gibi sıkıştırıp, geçen gün Osman’ın gösterdiği kartpostallardaki sarışını hayal ederek uyudum. En azından rüyama gelsin istedim. Ona bakarken vücuduma yayılan sıcaklığı daha uzun süre hissetmek istedim. Yine gelmedi; ben de gelemedim tabii. O kartpostallardan almalıyım kesin, belki daha çok bakarsam, daha işe yarayan hayaller kurabilirim. İnternet ve videolar beni korkutuyor. İzlerken yakalanma ihtimalim yüksek. Hem dükkanda öğle namazı saatinde kendimi attığım mescitte internet de yok. Herkes çarşının köşesindeki camiye gidince her gün yarım saat yalnız kalıyorum mescidimde. Kitliyorum kapıyı. Allah ile buluşmanın en iyi yolu sadece namaz değil benim için. İçimden akan o sıcaklık ile kendimden geçtiğimde, Allah’ın varlığına daha sıkı sıkıya inanıyorum. Sonrası mı? Kendimden utanıyorum, ellerimden, yüzümden, hissettiğim tüm güzel duygulardan.

Aaaaa ses yine geldi bak. Misafir banyosu tarafından geliyor sanki. Yeter artık. Haydi oğlu Han, cesaret. Parmaklarımın ucunda o tarafa doğru yöneliyorum. Bu arada hırıltı hızlanıyor. Ağabeyim ve Fatma’nın yeni, benim eski odamın önünden geçerken aralık kapıya takılıyor gözüm. Manzaraya bak sen hele. Ağabeyim yatakta uzanmış, Fatma ise onun üzerinde. Tam oturması gereken yerde. İkisi de çıplak. Mutfakta onu izlerken,  eteğinin altından da fark ettiğim -kimi zaman kurduğum hayallerde gözümün önüne gelen- kalçaları tam karşımda. Ağabeyimin elleri o güzellikleri sımsıkı tutuyor. Belinin kıvrımı terden hafif parlak görünüyor. Saçlarındaki örgüler dağılmış ama tam olarak açılmamış bukleleri. Keşke o tokalar olmasa da saçları omuzlarına dökülse. Tam olarak göremediğim göğüsleri ise düşündüğümden çok daha biçimli. Bir elmadan azıcık daha büyük, dolgun ve kesinlikle çok lezzetli görünüyorlar. Vay be. İlk kez çıplak bir kadın görüyorum. Sonra ağabeyim azıcık doğruluyor ve bu biçimli göğüsleri ağzının içine alıyor, büyük bir vahşetle ısırıyor onları. Bu arada ellerinden biri hala Fatma’nın kalçasında. Zevk aldığı çok belli olan güzellikten kısık bir hırıltı çıkıyor. İşte beni uykumdan uyandıran hırıltılandan biri.

Ben olsam daha sakin olur, daha yumuşak davranırdım bu güzel bedene. Göğüslerini ısırmaz, üzerlerindeki ince tüylerin kabarmasını izleyip daha fazla tahrik olmak için öperdim, öperdim. Sonra belki yalardım, en fazla.  Daha okuldayken Hamit’lerde izlediğimiz bir videoda, zevk alınca kadınların göğüs uçlarının küçülüp sertleştiğini öğrenmiştim.

Gördüğüm rüyalarda seviştiğim kadınlara hep çok zevk verdiğimi bu belirtiden anladım zaten. Göğüs ucu sertleşiyorsa, işler yolunda demektir. Bu arada canlı pornomda tempo her geçen dakika hızlanıyor, aceleleri neyse.

Ah bir de yan odada anne, babalarının yattığını bilmeseler kim bilir neler yapacaklar. Onlar ileri, geri hareket ederken, bir ara Fatma’nın bedeni geriliyor, yüzüne garip ve bugüne kadar hiç görmediğim bir ifade yayılıyor. Kafasını kapıya doğru mu çeviriyor? Yok bana öyle gelmiş olmalı. Ağabeyimde ise gururlu bir tebessüm. Sanki giriş bölümü bitmiş, gelişmeye geçiyorlar. Devinimler hızlanıyor, Fatma sanki bağırmak istiyor ama ağzını açtığında sesi çıkmıyor. Sonra ağabeyim ani bir hareketle onu çeviriyor, şimdi Fatma altta, ağabeyim kızın üzerinde. Allahtan çok iri bir adam değil. Karısının bacaklarını havaya kaldırıyor, bu kez ağabeyimin iri aletini görüyorum Fatma’nın pürüzsüz bacak arasına girip çıkarken. Kasıklarımda başlayan hareketlenme son hızla devam ediyor. Allahım ne yapıyorum ben, biri görse ne derim, nasıl açıklarım bu durumu? Ya yakalanırsam. Tadı nasıl yengemin acaba? Şeytan mı girdi benim içime, neler düşünüyorum?

Yeni evliler o kadar kendilerinden geçmiş durumdalar ki beni fark etmiyorlar. Ağabeyim biliyor bu işi. Kesin yengemden önce de tecrübesi var. Kimleri düzdü acaba? Farkında olmadan elim bacaklarımın arasına gidiyor. Patlamak üzere olan aletime dokunuyorum. Keşke her günkü gizli mabedimde, mescitte olsam.

İstediğim gibi akıtsam içimdeki tüm arzuları. Bizimkiler benden önce davranıyorlar galiba. Ağabeyimin boyun damarlarının ne kadar kasıldığını görüyorum, sonra ince bir inleme duyuyorum. Kısa süre sonra Fatma’nın üzerine bırakıyor kendini. Sonra hemen yana doğru devriliyor. Uykuya dalması 10 saniye sürüyor. Öküz. Bari öpseydi kızı, azıcık sarılsaydı. Kulağına güzel bir şeyler söyleseydi. Ah ben olacaktım Fatma’nın içindeki ah.

Film bitti, paralar yandı. Gerçek hayata dönme vakti. Tuvalete gitmeliyim. Ne kadar zorlasam da boşalamıyorum, olmuyor bir türlü. Kasıklarımdaki zonklama bir türlü geçmiyor. Uyumalıyım. Sabah önce benim pencereme vuracak güneş, sonra annem belirecek odanın kapısında, “Haydi çabuk kahvaltı hazır, kalkın,” diyecek. Babam oturacak sofraya. Fatma, vücudunun en ince ayrıntılarından zevk alırken çıkardığı seslere kadar hakkında neler bildiğimden habersiz çayları koyacak. En son filmimizin asıl adamı ağabeyim gelecek gerine gerine.  İşte sevişmek böyle bir şey. Bir statü sembolü, bir erkeklik göstergesi, bir gizli anlaşma. Ama ben kesin ondan daha iyi yapardım.

0 Replies to “HİKAYE: HAN ANLATIYOR (BÖLÜM I)”