HOLOCOUST’U ANLAMA YOLUNDA 5 SEYAHAT

Dünyanın farklı şehirlerinde Yahudi soykırımı ile ilgili pekçok müze, araştırma merkezi, kütüphane,  sanat galerisi var. Acımasız toplama kampı Auschwitz-Birkenau’nun kapanışından yetmiş beş yıl sonra, soykırımı 360 derecelik, tarafsız bir açıyla görmek, anlayabilmek için beş önemli noktayı mercek altına almak gerek: Washington Holocaust Museum, Berlin Jewish Museum, Telaviv Beit Hatfutsot Jewish People Museum, Auschwitz-Birkenau Memorial, Dachau Concentration Camp Memorial Site. Ön yargılarınızı, size anlatılagelenleri, dini kimliğinizi, cinsiyetinizi, sosyal statünüzü bir kenara bırakıp okuyun lütfen.

İnsanoğlu acımasız. Çok acımasız. Beş kişi bir araya gelse, aradan biri çıkıp diğer dördünü yönetmek ister. Yönetebilmek için önce kendi kurallarını koyar. “Herkes benim gibi olsun, benim gibi yaşasın, benim inandığıma inansın,” der. Kendi gibi olmayanı değiştirmeyi hedefler; değiştiremediği noktada da çözümü onu yok etmektir. Aslında şimdi bile dünya üzerinde şaşkınlıkla izlediğimiz tüm olayların formülü işte bu kadar basit. Herhangi bir olayın kahramanlarını bu formüle yerleştirin sonuç yine aynı olacak. Her gün başka bir ülkeden başka bir güç gösterisi haberi duyuyoruz. Hala filler tepiniyor ve olan yine çimenlere oluyor.

Kişisel olarak hayatımı merak yönlendirdiği için, ezileni hep merak ettim. Özellikle ötekinin ne hissettiğini. İçinde neler biriktirdiğini. Gittiğim her ülkede Holocaust ile ilgili ne varsa görmeye özen gösterdim. Yayınlar topladım, insan hikayeleri biriktirdim. Yıllar geçince bir de baktım ki elimde kataloglar, bilgiler, anılar yığın oluşturmuş. En son Münih yakınlarındaki Dachau Concentration Camp Memorial Site’yi birlikte dolaştığım, bir yandan da diğer Yahudi müzeleri hakkında bilgi vermeden duramadığım bir arkadaşım şunu sordu: Sence soykıyırım konusunda demogojiden uzak durmak ama bir yandan da süreci anlamak, için hangi müzeleri görmek gerek? İşte bu yazı o soru üzerine yazıldı.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarında Sovyet birliklerinin 27 Ocak 1945’te Almanların en büyük toplama kampı Auschwitz-Birkenau’ya girmelerinin üzerinden yetmiş yıl geçti. Bu tarih yıllardır tüm danyada International Holocaust Remembrance Day olarak anılıyor. Üstelik sadece Almanya’da ya da İsrail’de değil. ABD’den İtalya’ya kadar pekçok ülkede anma törenleri yapılıyor. Birleşmiş Milletler her yıl bir iyi niyet mesajı yayınlıyor. Amaç ortada: Gelecekte benzer şeyler yaşanmamasını dilerken, geçmişi anlayabilmek.

1- HER ŞEYİN ÖZETİ ÜÇ KATTA:

HOLOCAUST MUSEUM, WASHINGTON

NELER VAR?: 1993 yılından bu yana 226 ülkeden, 15 farklı dil konuşan 12 milyon kişi, 10 milyon öğrenci olmak üzere toplam 36 milyon kişi tarafından ziyaret edilmiş. Müzenin sürekli sergisi üç kata yayılmış 900 ayrı istasyondan oluşuyor. 70 kadar video, gerçek belgeler, fotoğraflar, canlandırmalar, sinema salonu ile ziyaretçiler en az üç saati merkede geçiriyorlar. Ayrıca her dönemde süreli bir sergi mutlaka oluyor.

GEZERKEN DİKKAT EDİN: Birinci kat: Sergi 1945 yılında Amerikan askerlerinin toplama kamplarına girdiklerinde çektikleri fotoğraflarla başlıyor. Oldukça vurucu bu dev fotoğraflar ilk andan itibaren bir hüzün yaratıyor.

Devam etmeden, Nazilerin Yükselişi (13 dakika) ve Asimilasyon (14 dakika) başlıklı kısa filmleri izlemek mümkün. Özellikle 1933-39 yılları arasında Avrupa’nın siyasi yapısı hakkında bigi sahibi olduktan sonra sonraki adımlar ziyaretçilere daha anlamlı geliyor.

İkinci kat: 1940’tan itibaren Avrupa’daki durum gözler önünde. Çıkartılan yasalar, oluşturulan gettolar, çıkan olaylar… Fotoğraflar, belgeler, ses kayıtları, yaşayan tanıkların ifadeleri bir belgeselin ortasındaymışssınız hissini veriyor. Bu katın en etkileyici yanı müzinin ortasında oluşturulmuş (birebir aynı) toplama kampı. Kapıda Çalışmak Özgürleştirir yazısı, tahta ranzalar, karanlık tuvaletler, bavullar, çalışma kampı üniformaları, mektuplar… Auschwitz-Birkenau ya da Dachau’da görebileceğiniz detayların hepsi dizilmiş yan yana. Bu kattaki portreler duvarı, toplama kamplarındaki esirlerin saçlarından oluşan koridor oldukça rahatsız edici. Ayrıca Anne Frank ve ailesinin hikayesi, ses kayıtlarıyla neredeyse Amsterdam’daki Anne Frank Evi’ne gitmiş kadar etkiliyor.

Üçüncü kat: Bu kat 1945’te savaşın bitmesiyle birlikte Avrupa’nın şekillenen yapısını gösteriyor. Ölenler, Avrupa’dan kaçanlar, hayatına ABD’de devam edenler… Özellikle yaşayanların gördüklerini anlattığı bölümlerde göz yaşlarını tutmak zor. Sadece Yahudiler’in değil, Nazi partisine karşı gelenlerin, eşcinsellerin de cezalandırılma hikayeleri var.

VURUCU NOKTASI: Kapıdan içeri girerken ziyaretçilere bir kimlik veriliyor. Bu kimlik 2. Dünya Savaşı’nda toplama kamplarında yer almış bir kadın ya da erkeğe ait. Müzeyi gezerken aslında bir anlamda onun ayak izlerini takip ediyorsunuz. Kimlikte hangi toplama kampında yer aldığı, ailesi, hayatı ile ilgili bilgiler yer alıyor.  Müzeden çıkarken ise kimliğine büründüğünüz kişinin ölüp ölmediği ile yüzleşiyor, isterseniz numarasından kayıtları araştırabiliyor ve ailesine ulaşabiliyorsunuz.

ÇOCUKLAR İÇİN: Müzenin ilk katında sekiz yaşından büyük çocuklar ve aileleri için Remember the Children: Daniel’s Story başlıklı bir bölüm yer alıyor. Yaklaşık 45 dakikada gezilebilen bu bölümde 1933-1945 yılları arasında erkek çocuk sahibi bir Yahudi ailenin tanık oldukları bir çocuğun gözünden gösteriliyor. Aile fotoğrafları, örnek günlükler, oyuncaklar, akla gelen sorular psikiyatristler, eğitmenler ve müze yöneticileri tarafından bir araya getirilmiş. Bu bölüm, geçen yıl müzenin en çok ziyaret edilen bölümü.

ONLINE ORTAM: Müzenin oldukça başarılı bir internet sitesi var: www.ushmm.org Hococaust ile ilgili koleksiyonlar arasında araştırma yapmak, müze belgelerine ulaşmak, aile soy ağacı araştırmak, fotoğraf albümlerine bakmak mümkün. Çalışma kamparından kurtulanların videoları, belgeseller, üniversitelerden araştırmalar, makaleler, gelek aylarda yapılacak etkinlikler hakkında bilgiler ve online’a özel sergiler de var sanal ortamda.

2 MODERN BİR SÖYLEM:

JEWISH MUSEUM, BERLİN

NELER VAR? Geçirdiği restorasyondan sonra mimar Daniel Libeskind’in imzasıyla 2001 yılında hizmete açıldı. Eski barok tarzı bina ve modern koridorlarla bağlandığı modern yapı ile mimari açıdan da çok dikkat çekiyor. Son beş yılda 4 milyon kişi tarafından ziyaret edilen bu müze, modern bir sanat galerisini andırıyor ve sıradanlıktan çok uzak. Müzenin sergileri, Almanya’da 4. yüzyıldan beri yaşayan Yahudi’lerin sosyal, politik, kültürel hikayelerine yer veriyor. Bu hikayelerden sadece birisi soykırım.

GEZERKEN DİKKAT EDİN Müzede sistem bir ana sergi ve süreli sergiler şeklinde işliyor. Two Millennia of Germen- Jewish History, eski çağlardan bugüne bir arşiv çalışması niteliğinde. Farklı dillerde gerçekleştirilen bu sergiyi gezerken Yahudi’lerin Almanya’daki kökleri hakkında iyice bilgi sahibi oluyorsunuz.

Müzenin bodrum katından modern binanın mimarı Libeskind’in adının verildiği yapıya geçerken panolara dikkatle göz atmalı. Çünkü bu mimarı Yahudi kimliği düşünülerek kurgulanmış. Yahudi topluluğunun evleri, kültürel faaliyetleri, evlerindeki gizli bölümlerden detaylar modern çizgilerle buluşturulmuş.

Dolaşırken binanın tam ortasındaki avluda yukarı bakınca düzensiz mervidenler, gökyüzünün göründüğü tavan hüzünden çok gelecek için umut uyandırıyor insanın içinde. Bu kattan çıkılan bahçede yine bir modern sanat eserinin öznesi olarak buluyor ziyaretçiler kendilerini. Dev duvarlar arasındaki labirentte yürürken kafanızı kaldırıp gökyüzüne bakarsanız belki toplama kamplarında insanların yaşadığı sıkışmışlık hissinin bir bölümü ruhunuza dokunabilir.

Sonra yeniden ana binaya dönüp bu kez Yahudi kültürü hakkında bilgi sahibi olmaya çağırıyor müze ziyaretçilerini. ‘Kosher’ ne demektir? Sab-Bath’ta Yahudiler ışık yakabilir mi? Yahudi erkek çocukları neden sünnet olur? Evlilik sözleşmesinde neler olmalıdır? Şeklinde uzayıp giden soruların yanıtları Jewish Life and Traditions isimli bölümde.

Müzenin bölümleri arasında Emergence of Modern Age, The Jewish Response to National Socialsm, Women in Judaism ve bence en çok vakit ayrılması gereken What do Judaism, Islan and Christianity have in common? Olrukça dikkat çekici.

VURUCU NOKTASI Bir o’yu andıran binanın koridorlarında dolaşırken bir ara  aşağıya iç avluya doğru bakarsanız zemine yayılmış demir tabakları göreceksiniz. İnsan yüzü şekilli bu 10 binden fazla demir tabak Menashe Kadishman’ın müze için özel olarak yaptığı bir enstelasyon. Bu her ne kadar mimari bir çalışma olarak görünse de aslında Avrupa’da hayatlarını kaybeden Yahudileri temsil ediyor. Bu yöntem alıştığımız fotoğraf, belgesel gösterme yönteminden bir adım daha öteye taşıyor soykırımı. Bu konuyu anlamak ama artık ağlamamak ve olanları unutmadan modern hayata devak etmek üzerine Kadishman’ın işi.

INTERAKTİF ORTAM Müzede It Was As Simple As That isimli bir workshop düzenleniyor. Siz de vakit ayırıp katılabilirsiniz. Soru şu: 1945’ten sonra Almanya, İsviçre ve Avusturya’da yaşamak nasıl bir şey? Bu soru en ünlüsünden hiç tanınmayanına kadar 18 Yahudi kadın ve erkeğe sorulmuş. 1947’den 1990’lara kadar hayatlarındaki en önemli anları anlatmaları istenmiş. Sonra bu anlar görseller ve filmlerle zenginleştirilmiş. Workshop’a katılanlar kulaklıkları kullanarak farklı insan hikayeleri dinleyebiliyor. Sonra bu anıların ne kadar benzerlerini yaşadıklarıyla ilgili kendi görüşlerini yansıtmaları isteniyor. Böylece her yeni katılımcının fikri workshop’a eklenmiş oluyor.

3- BİR KÜLTÜR ENSTİTÜSÜ:

BEIT HATFUTSOT, THE MUSEUM OF THE JEWISH PEOPLE, TEL AVİV

NELER VAR? Beit Hatfutsot, bir müze değil. Dünya üzerinde yaşamakta olan Yahudi’lerin birbirleriyle iletişimini sağlayan bir enstitü. Amaç, devam eden 4000 yıllık kültürü bugüne taşımak; ziyaretçilere Yahudi kültürü ve kimliği hakkında bilgi vermek ve sadece İsrail’den değil tüm dünyadan aile bireylerini birbirine bağlamak. Kendi alanında dünyada ilk ve tek. Yahudi aileleri tarih boyunca pekçok kez yer değiştirmeye zorlandıkları için arkalarında pekçok kayıt, anı ve dökümen bırakmışlar. Bugün aileler, soylarıyla ilgili pekçok bilgiye enstitü bünyasindeki Douglas E. Goldman Jewish Genealogy Center’dan ulaşabiliyorlar.  Merkezde yenileme çalışmaları devam ediyor. Yeni bölümlerin bir bölümü 2015’te bir bölümü de 2017’de açılacak.

GEZERKEN DİKKAT EDİN: Ana sergi Yahudi tarihini, topraklarını, kültürün gelişimini özetleyen bir tarih dersi gibi. Eminim bu bölümü gezen bir Yahudi anlatılan detaylardan pekçok şey çıkartıyordur. Ama kodları bilmeyen birisi için özellikle filmler çok daha dikkat çekici oluyor. Bu sergi altı bölümden oluşuyor. The Family Section’da yüzlerce fotoğraf eşliğinde “Bir Yahudi ailesi nasıl yaşar?” sorusuna yanıt veriliyor. Festivaller, tatiller, düğünler, tatiller… The Community Section’da 13. yüzyıldaki Yahudi komünitesini ve sonraki jenerasyonların yaşamlarındaki farklılıkları anlatıyor. The Memorial Column, binanın tam ortasındaki salonun tavanında yer alıyor. Yahudi mitolojisinden örneklerin resimlendiği bu alan hayat ve ölümü anlatıyor. Sönmeyen ateş ise Yahudiler’in tarih boyunca çektikleri acıyı sembolize ediyor. The Faith Section’da dünyanın farklı ülkelerinde renevasyonları devam eden 18 sinagogun minyatürleri yer alıyor. The Culture Section bir sanat galerisi niteliğinde. Tüm dünyaya yayılan Yahudi sanatçıların eserlerinden örnekler bir araya toplanmış. Yahudiler’in dünya kültürüne katkıları özellikle vurgulanıyor. Among the Nation bölümü benim en çok ilgimi çeken bölüm. Farklı coğrafyalarda yaşayan ve daha sonra İsrail’e dönen 13 topluluğun birlikte yaşadıkları kültürlerden nasıl etkilendikleri ve o kültürleri nasıl etkiledikleri anlatılıyor. Bu kültürler arasında Osmanlı İmparatorluğu da var. Son bölüm ise Return to Zion başlığı altında. Bu bölüm Yahudiler’in gelecek hayallerini fotoğraflarla gösteren bir kurgu niteliğinde.

VURUCU NOKTASI: Müze ve kültür merkezi şu anda renevasyonda. Bu yıl içinde bir bölümü açılacak 2017 yılında ise yepyeni bir yer olarak ziyaretçileriyle buluşacak. Yanlış anlaşılmasın ziyaretçi kabulleri devam ediyor. Merkezin bir bölümünde yeni bina ve sergileme ile ilgili bir tanıtım bölümü var ki bence oldukça etkileyici. Tasarım, uluslararası bir tasarım şirketi olan Gallagher& Accosiates’e ve Patrick Gallagher’e emanet. Ortaya çıkacak yeni kurulumun en önemli farklı çok daha interaktif bir sergileme ortamı sunması olacak.

INTERAKTİF ORTAM: Beit Hatfutsot üç farklı koleksiyonunu dijital ortamda kullanıma ve araştırmaya açıyor. Fotoğraf, film ve müzik arşivleri, aile soyağaçları, Yahudi ailelerin isimlerinin anlamları, kimlikler, tarihi olaylar üzerine araştırma yapmam mümkün. Araştırmacılar isterlerse TelAviv Üniversitesi’nin içindeki merkeze gidebilirler, is terlerse de online ortamdan yapmak istedikleri araştırmaya ulaşabilirler. Bir şehirdeki Yahudi topluluğu üzerine araştırma yapmak, soy ağaçlarına ulaşmak, aile isminin nereden geldiğini bulmak ve tüm bunları fotoğraflar ve filmlerle desteklemek mümkün. Kolesyionda geçmişten ve bugünden 3000 Yahudi topluluğunun bilgilerine ulaşılabiliyor.

4 ZİHMİZE KAZININ FOTOĞRAFLARIN MEKANI

AUSCHWITZ- BIRKENAU

KISA BİR ÖN BİLGİ:  27 Ocak 1945’te Sovyet birlikleri Polonya’ya gelmeden hemen önce 17-21 Ocak arasında SS subayları tüm kamp kayıtlarını yakmakla meşguldü. Sözde kampta 58 bin mahkum vardı. 20 Ocak’ta Birkenau’daki II ve III gaz odaları ve fırınlar gece gündüz çalışıyordu. Sovyet birlikleri geldiğinde ise mahkumların sayısı 7 bin civarındaydı. Çoğu fiziksel ve ruhsal olarak hastaydı. Hastaneye götürüldükleri halde 600 mahkum daha sonraki haftalarda hayatlarını kaybetti. Kamptaki tespit çalışmaları aylarca sürdü ve sonuçta 8 Mayıs’ta söz konusu kampta 1 milyon 100 binden fazla Yahudi’nin öldüğü açıklandı. 1945’te Auschwitz’i ziyaret etmek isteyen çok kişi vardı. Ama ziyaret ancak 1946’dan sonra mümkün oldu. İlk yıl müzeyi ziyaret eden 100 bin kişinin büyük bölümü burada yakınlarını kaybedenlerdi. Ertesi yıl ziyareçi sayısı 170 bini buldu. Resmi açılışa kadr müzenin görevlileri ziyaretçilere Arbeit macht frei kapısı, Block 11, Ölüm Duvarı, Semetoryum I, tahta barakaları gösteriyorlardı. Müzenin asıl açılışı 14 Haziran 1947’de yapıldı.

NELER VAR? Auschwitz Memorial, orijinal kamp blokları, barakalar, gözetleme kuleleriyle bir film seti gibi. Barakalarda ranzalar, o dönemde yönetim binası olarak kullanılan bölümlerde, üzerce obje sergileniyor. Ayrıca semetoryum, gaz odaları, çalışma kampı bölümü de insanı utandıran ama mutlaka görülmesi gereken bölümler. SS subayları Auschwitz’teki tüm kayıtları yok etmeye fırsat bulamamışlar. Tutuklularla ilgi her türlü detay gün gün kayıt altına alınırken bir yandan da tarihin en büyük soykırımı kayıt altına alınmış olmuş.

GEZERKEN DİKKAT EDİN: Müzeyi gezerken yaklaşık 110 bin ayakkabı, 3800 bavul (ki bunlardan 2100’ünün üzerinde sahiplerinin adı yazıyor.), 12 bin mutfak araç gereci, 350 çizgili kamp üniforması, 4500 kadar sanat eseri (aralarında mahkumların yaptığı 2000 eser de var) göreceksiniz. Bir süre sonra o kadar çok eser göreceksiniz ki, her biri size normal gelmeye başlayacak.

Auschwitz, tüm Yahudiler için İkinci Dünya Savaşı ve soykırımdan söz edildiğinde bir sembol. O dönemde Almanya’daki Yahudiler için bu merkez son durak. Eğer bir Yahudi buraya getirildiyse o kişi gözden çıkartılmış demektir.

Müzede gezerken burada yaşananlara bir SS subayı gözünden de bakmayı deneyebilirsiniz. Çok zor biliyorum ama kasklar, botlar, yapılan deneylerle ve işkencelerle ilgili tutulan kayıtlar, kampta görev yapan önemli subayların portreleri bende, “Acaba ne hissediyorlardı?” fikrini uyandırdı ister istemez.

VURUCU NOKTASI: En vurucu nokta bu toplama kampında bir soykırım yapıldığının en önemli kanıtı olan Zyklon-B içeren gaz kapsülleri. Gaz odalarında hayatları osn bulan ve ardından yakılan milyonların ruhlarının sindiği duvarlar arasında olmak pekçok kişiye ağır gelebiliyor. Çevrenizde ellerinde mendiller, sessiz sessiz göz yaşı dökenler kadar müze turunu tamamlayamayanlara da rastlayacaksınız. Bence tura başlamadan önce toplama kampı ile ilgili her saat başı gösterilen belgesel filmi izlemek çok faydalı olacaktır.

ONLİNE HİZMETLER auschwitz.org iyi tasarlanmış bir online ortam. Polonya’ya gitme fırsatı bulamayanlar toplama kampı hakkında her türlü bilgiye ulaşıyor. Özellikle videolar ve fotoğraflar oldukça kamsamlı. 70. Yıla özel düzenlenecek anma etkinlikleri ve sergiler hakkında da bilgi alabilirsiniz. Ben en çok kamptan kurtulanlarla yapılan röportajlardan etkilendim. Kesin izlemelisiniz.

5- 12 YIL AÇIK KALAN

DACHAU CONCENTRATION CAMP

KISA BİR ÖN BİLGİ: 1933-1945 yılları arasında açık kalan ve en uzun süre kullanılan toplama kampı Dachau, Münih’e çok yakın bir noktada yer alıyor. Haziran 1945’te Amerikan birlikleri kampa girdiklerinde 30 bin kapasiteli kamp doluydu. 12 yılda 200 bin civarında mahkumun bu mekanda olduğu tahmin ediliyor. Kampta sadece Yahudiler değil, siyasi suçlular, eş cinseller, rejime karşı çıkan pekçok kişi yer alıyordu. Tıpkı diğer kamplardaki gibi çalışma bölümleri, tutukluların kaldığı barakalar, yüksek tek örgüler, gözetleme kuleleri, gaz odaları ilk göze çarpan ayrıntılar.

NELER VAR? 9 Mayıs 1965’ten bu yana bir müze olarak hizmet veren Dachau’nun söyleyecek çok sözü var. Dış kapılardan geçip ana kapıya geldiğinizde üzerindeki Çalışmak Özgürleştirir yazısının çalındığını görüyorsunuz ilk olarak. Hemen kapının yanındaki bir panoda yazının orijinalinin fotoğrafı ve çalınma hikayesi yer alıyor. Asıl kamp alanına girdiğimizde ilk dikkat çeken yerdeki çakıl taşları ve alanın büyüklüğü karşısında kendinizi küçücük hissetmeniz. Kamp faaliyet halindeyken yönetim binası olarak kullanılan bölüm şu anda ana serginin yer aldığı bölüm. Bina restore edilmiş ama özellikle o dönemlerden kalan duvar yazıları, kapı kolları ve bir takım detaylar olduğu gibi bırakılmış. Başlamadan önce günde dört kez gösterilen Dachau belgeselini izlemek kafanızın karışmasını engelleyecektir. Film 20 dakika sürüyor ve Yahudi müzelerinin pek çoğunda olduğu gibi İkinci Dünya Savaşı tarihi ile başlıyor. Daha sonra Dachau’ya geliyor görüntüler. Kampta günlük hayat, çalışma bölümü, barakalarda yaşam… Almanlar her adımı videoya çektikleri için her şeyi bir film izlermiş gibi izleyebiliyorsunuz. Bir U şeklindeki binanın bir ucundan girip iki saat sonra diğer ucundan çıktığınızda dev panolarda yer alan bilgiler, fotoğraflar, video bölümleri ve gerçek eşyalarla 12 yıllık bir süreç aklınıza kazınmış olacak.

GEZERKEN DİKKAT EDİN

Müze bölümünü bitirdikten sonra mahkumların kaldığı tahta barakaların olduğu bölüme geçebilirsiniz. Aslında iki sıra halinde 32 adet baraka varmış bir zamanlar burada. Ama şu anda iki tanesi sağlam bir şekilde duruyor. Diğer barakaların yerlerinde çakıl taşları ve üzerlerinde baraka numarası var. Örnek barakalarda orijinal tahta yataklar, masalar, dolaplar, tuvaletler görülüyor. Duvarlara kazınmış yazılar, isimler ziyaretçileri en çok etkileyen detaylar. Baraka alanının sonunda ibadet için yapılmış bir kilise, bir sinegog yer alıyor. Çalışma kampının olduğu bölüm bugün gezilemiyor ama kompeksin sol bölümünden ilerleyen yol sizi gaz odalarına ve ölüm fırınlarına götürüyor. Elbette toplama kamplarındaki ölüm fırınlarını pekçok kez okudum, fotoğraflarını gördüm ama onlardan birinin havasını solumak bile insanın sinirini bozuyor. Zaten müzenin bu bölümünde yüzler hiç gülmüyor.

VURUCU NOKTASI: Belki daha önce kitaplarda okumuşsunuzdur. Naziler toplama kamplarında mahkumları sadece çalıştırmakla kalmamışlar, bilimsel bir takım deneylerde de denek olarak kullanmışyar. Mesela Washington’daki Holocoust Museum’da bir bölüm özellikle bu deneylere ayrılmıştır. İnsan vücudunun soğukta kaç derecede hypotermiye girdiği, bir insanın başının ne kadar basınca dayanabildiği, su altında ne kadar nefessiz kalındığı gibi deneyler uzayıp gidiyor. İşte bu deneylerin bir bölümünün yapıldığı merkez Dachau.  Deneylerin her birinin raporları, fotoğrafları, deneklerle yapılan söyleşiler, sonuçları birbir görebiliyorsunuz. Bir dipnot daha. Mahkumların kendilerini Dachau’ya ait olduklarını hissettirmek için bestelenen Dachau marşının sözlerine özellikle göz atın derin. Benim sinirden gözlerim yaşardı.

ÖZEL BİR YAYIN: Toplama kamplarında mahkumlar numaralarla anılırlarmış. Dachau’da da on binlerce numara yer almış. Her biri ayrı hayat hikayeleri oysa. Remembering Book for the Prisoners of Dachau- Names Instead of Numbers işte bu martıkla oluşturulmuş bir kitap/katalog. İçinde Dachau’da tutuklu olarak yer almış kimi önemli ve sıradan inlarların hayat hikayeleri, kamp hakkında anlattıkları yer alıyor. Numaraların soğukluğu dağılıp insan hikayelerine dönüştüğünde, pekçok insanın kızgın olmadığını fark etmek bana çok ilginç geldi. Bakalım size ne hissettirecek. kz-gedenkstaette-dachau.de internet sitesinden bu kitabın içeriğine ve kamp hakkında pekçok bilgiye ulaşabilirsiniz.

BU YAZI DAHA ÖNCE GEO DERGİSİNDE YAYINLANMIŞTIR, 2015

0 Replies to “HOLOCOUST’U ANLAMA YOLUNDA 5 SEYAHAT”