FİZİK TANRI’YI AÇIKLIYOR MU?

Fizikle aranız nasıl? Aynaya baktığınızda gördüğünüzden söz etmiyorum. Konumuz bilim. Belki de en son lise ikide zorunlu fizik dersi ile bitti ilişkiniz, belki de hayatının her alanına yayıldı. Einstein’ın dillere destan zekası; Schrödinger’in bir kitapçı vitrininde gördüğünüz kedisi sizin için son derece gereksiz sayılabilir. Ya da birileri size işin doğrusunu anlatmamış olabilir.
Peki soruyu değiştiriyorum.
Nereden geldik ve nereye gidiyoruz? desem ilginizi çeker mi?
Belki daha bu sabah meditasyonuna başlarken kurdunuz benzer bir cümleyi. Dua ederken, tanrıya varmaya çabalarken benzer fikirlerde soluklanıyor olabilirsiniz. Haklısınız. Herkesin hayatının bir notasında geldiği bir nokta burası.

Bu soruyu yöneltirken aslında dini ya da ruhsal bir amacım yok kesinlikle. Söz ettiğim şey fiziğin birleştime kuramı ile ilgili. Dünyadaki her şeyin birbiriyle ilişkili olmasıyla ilgili olan hani.
1900’lü yılların en ünlü iki bilim adamını birbirine düşüren bir kuram bu. Yıllarca devam eden ama özellikle 1947’nin soğuk bir ocak günü Erwin Schrödinger’in Royal Irish Academy’de Albert Einstein’in otuz yıllıdır bir türlü ulaşamadığı bilgilere ulaştığını söylerek magazine de taşınan bir olay. Üstelik iki iyi arkadaşın da ciddi anlamda arasını açan bir olay.
Einstein’ın da belirttiği gibi Schrödinger’in, her şeyi açıklayan kuramın yakınından bile geçmediğini söylememize gerek yok. Teknik olarak diğer kuvvetlerin varlığına yer açan genel göreliliğin pek çok matematiksel varyasyonlarından birini buldu Schrödinger. Ancak bu varyasyonun çözümü yapılıp nasıl bir fiziksel bir gerçekliğe karşılık geldiği bulunmadığı sürece, doğanın gerçekçi bir tanımından ziyade daha çok soyut bir alıştırmaydı. Genel göreliliği genişletmenin sayısız yolu olduğu halde, bu yollardan hiçbiri temel parçacıkların nasıl davrandığını kuantum özelliklerini de kapsayacak şekilde açıklayamamıştı.

Bu magazinel bilim kavgası şimdi Kırmızı Kedi Yayınları’nın Türkçe’ye kazardırdığı Einstein’ın Zarı ve Schrödinger’in Kedisi: İki Büyük Dâhinin Fiziğin Birleşme Kuramını Oluşturmak için Verdiği Kuantum Rasgelelik Savaşıkitabında da devam ediyor. Peki kitap sıkıcı mı?
Kesinlikle hayır. Yazarı Dr. Paul Halpern, Philadelphia Bilim Üniversitesi’nde Fizik Profesörü olarak görev yapan önemli bir bilim adamı. Halpern, uzayda zaman, çok boyutlar, kara enerji, kara madde, astronomi, parçacık ziği ve kozmoloji gibi çok alanda önemli ve popular bilim kitabı yazmış. Nova’nın The Nature of Reality” (“Gerçekliğin Doğası”) adlı blogunun düzenli yazarı. Konusunda o kadar popüler ki, “The Simpsons 20th Anniversary Special”da da yer almış. Tabii çizgi olarak.

Kitabın ana konusu iki adam da doğal birer dahiler. İkiside kuantum mekaniği ile ilgili çalışmalarından dolayı Nobel ödüllü. Einstein’ın çocukken pusulaya olan ilgisi ve Schrödinger’in “gezegenlerin dansı”nı hayal etmesi, o sıralarda iki temel kuvvet olarak bilinen elektromanyetizma ve kütleçekime olan ilgilerinin habercisi.

İkisi de gençken doğanın kesin mekanizması sayesinde saat gibi işlediği yönündeki yaygın görüşü savunuyor. İleriki hayatlarında, bu iki kuvveti birleştiren ve aynı şekilde kesin bir mekaniğe sahip daha büyük bir birleşmeyi bulmaya çalışıyorlar. Bu arada ikisi de dünya görüşlerini şekillendirecek kadar felsefe biliyorlar.

Mesela Einstein, Spinoza’nın çalışmalarının etkisinde, Schrödinger ise Schopenhauer ve Doğu mistisizmine ilgili. Schrödinger, malum Ben kimim? sorsunda “Tanrı’nın dünyasını deneyip anlamak için düşünce gücüyle donatılmış olan Tanrı’nın yansımasıyım. Girişimim ne kadar toy olursa olsun, ona … örneğin, greyfurtu gözlüklerime sıçratmadan yemek ya da hayatın başka pek çok konforu adına yeni aletler icat etmek için doğayı irdelemekten daha fazla değer vermek zorundayım,” diye değiniyor Yeni Alan Kuramı’nda.

Einstein ise onlarca yıllardır birleşik alan kuramı ile İngiliz fizikçi James Clerk Maxwell’in 19. yüzyılda doğa kuvvetlerini tek bir denklemler sisteminde birleştirme çalışmasını geliştirmeyi umuyor. Rüyası, Maxwell’in sonuçlarını daha da genişletmek ve sonuç olarak elektromanyetizmayla kütleçekimi birleştirmek. İdeal mekanik bir evrenin nasıl olabileceğini ifade ederken kalbinin derinliklerinde, “Tanrı zar atmadı,” diye düşünüyor. Bu arada “Tanrı” derken Hollandalı 17. yüzyıl filozofu Spinoza’nın tarif ettiği “Olası en iyi doğal düzenin simgesi,” Tanrı’yı kastediyor.
Yüzlerce yıl önce Spinoza, doğayla aynı anlama gelen Tanrı’nın rastlantıya yer bırakmayacak şekilde sabit ve sonsuz olduğunu savunuyordu. Einstein, Spinoza’nın düşüncelerine katılarak doğanın mekaniğini yöneten değişmez kuralları aradı. Dünyanın kesin bir şekilde belirlenmiş olduğunu kanıtlamaya kesinlikle kararlıydı. Yani aslında Tanrı’nın peşindeydi. Her ne kadar ona hiç inanmadığını söylese de.
Schrödinger’in kedisini duymuşsunuzdur; kendisinin insanlar arasında tanınmasını en fazla sağlayan kediyle yapılan düşünce deneyi. İkisi arasında düşmanlık başladığı sırada, fizik dünyası dışında kedi ikilemini duyan ya da Schrödinger’i tanıyan sadece birkaç kişi vardı.
Uluslararası toplum, Schrödinger’in meydan okumasını önde gelen yayın kuruluşu Irish Press’ten öğrendi. Schrödinger, haddini bilmez bir şekilde çalışmalarını Yunan filozof Demokritos (atom kelimesinin isim babası), Romalı şair Lucre- tius, Fransız filozof Descartes, Spinoza ve Einstein’ın kendi çalışmalarıyla bir tutarak kendi “her şeyin kuramı”nı açıklayan kapsamlı bir basın açıklaması göndermişti. Schrödinger, “Bir bilim insanının kendi çalışmasının reklamını yapması yakışık almaz,” demişti. “Ama yayınevi istedi, ben de gönderdim.”

Oysa Schrödinger’in Einstein’a minnettar olması için çok nedeni vrdı. Mesela Einstein’ın 1913’teki konuşması, Schrödinger’in fizikteki temel soruları takip etme konusundaki ilgisini alevlendirmişti. Einstein 1925’te yayımladığı bir makalede, Schrödinger’in madde dalgalarının davranışıyla ilgili denklemini kurmasına yol açan Fransız fizikçi Louis de Broglie’nin madde dalgaları kavramından bahsetmişti. Bu denklem Einstein’ın yanı sıra diğer bilim insanlarının da aday göstermesiyle Schrödinger’e Nobel Ödülü’nü kazandırdı.

Einstein, Berlin Üniversitesi profesörü ve meşhur Prussian Academy of Sciences (Prusya Bilimler Akademisi) üyesi olarak Schrödinger’in başarısını destekledi. Einstein, Schrödinger’i kibar bir şekilde Caputh’taki yazlığına davet etti ve kapsamlı mektuplaşmalarında rehberliğini sunmaya devam etti. Einstein’ın barut tozu içeren kuantum ikilemi önerisiyle birlikte, kendisi ile asistanları Boris Podolsky ve Nathan Rosen tarafından kuantum dolanıklığın belirsiz durumunu açıklamak için geliştirilen EPR düşünce deneyi, Schrödinger’e kedi ikilemi konusunda ilham verdi.
Sonuç olarak birleşme arayışındaki Schrödinger tarafından geliştirilen fikirler, Einstein’ın önerilerinin bir ürünüydü. Bu iki kuramcı, genel göreliliği kütleçekim haricindeki diğer kuvvetleri kapsayacak şekilde matematiksel olarak yeteri kadar esnek yapma konusunda sık sık mektuplaşıyordu.
Schrödinger’in 1940’lardan 1950’lerin başlarına kadar önde gelen fizikçisi olduğu Dublin İleri Çalışmalar Enstitüsü, doğrudan Einstein’ın 1930’ların ortasında aynı rolü oynadığı Princeton Institute for Advanced Study (Princeton İleri Çalışmalar Enstitüsü) model alınarak tasarlanmıştı. İrlanda basını bu iki bilim insanını sürekli karşılaştırarak Schrödinger’i İrlanda’daki Einstein olarak gösteriyordu.

Başlarda Einstein, Schrödinger’in bu böbürlenmelerini iyi niyetli bir şekilde görmezden gelmeyi seçti. Ancak Schrödinger’in her şeyin kuramı savaşındaki zaferini ilan ettiği Ocak 1947’deki konuşmasına basının tepkisi sınırları zorladı. Schrödinger’in basınla paylaşmış olduğu, Einstein’ın onlarca yıl elinden kaçırdığı başarıya (genel göreliliğin yerini alacak bir kuram geliştirmek) ulaştığını ifade ettiği cesur sözleri, Einstein’ın suratına tokat gibi inmişti.
Sonunda Einstein tepki verdi. Einstein’ın rahatsız edici cevabı, Schrödinger’in haddini aşan iddialarından duyduğu hoşnutsuzluğu yansıtıyordu. Yardımcısı Ernst Straus tarafından İngilizceye çevrilen kendi basın açıklamasında şöyle cevap verdi: “Profesör Schrödinger’in son girişimi sadece matematiksel nitelikleri bakımından değerlendirilebilir, doğruluk ve deneyimin gerçekleriyle olan uyumu açısından değil. Bu bakış açısından bile herhangi bir avantajı yoktur, hatta tam tersidir.”
Kuantum mekaniğinin geleneksel yorumuna karşı yoldaş olan bu iki eski arkadaş, uluslararası basında savaşacaklarını hiç ummamışlardı.
Sonrası mı? Bu ikili Tanrı’ya ne kadar yaklaştıyar acaba?
İlginizi mi çekti yoksa. O zaman 340 sayfalık kitabın sayfaları arasında fiziğin sadece bilim olmadığını, hayatı anlamlandırdığını gösteren pek çok detay bulacaksınız. Dedikodular da bonusu.

BU YAZI DAHA ÖNCE VATANKİTAP’TA YAYINLANMIŞTIR, 2016

0 Replies to “FİZİK TANRI’YI AÇIKLIYOR MU?”